12 Nisan 2017 Çarşamba

Arthur ve George; Julian Barnes


Bloguma şöyle göz ucuyla da olsa bakan herkes Julian Barnes konusunda biraz abarttığımı düşünebilir ki aslında bu sadece görünen kısmı. Her ne kadar buraya eklemesem de yazarın, roman ve hikayeleri kadar dilimizde çıkan diğer kitaplarının da üstüne uçarak atlayıp büyük bir iştahla okuyorum. Barnes, denemelerinde bahsettiği, müzik, resim, edebiyat, yazarlar, besteciler ve pek de aklımıza gelmeyecek şeyler hakkındaki ayrıntıları hikaye ve romanlarına da yansıtıyor. Hatta biyografi ile kurgu arasında gidip gelen Flaubert'in Papağanı, Hayat Düzeyleri, Zamanın Gürültüsü ve son olarak da Arthur ve George'da bu kişiler birer roman karakteri olarak karşımıza çıkabiliyor.

Arthur ve George, Sherlock Holmes'un yaratıcısı Sir Arthur Conan Doyle ve George Edalji'nin, İngiltere'de ceza temyiz yasasının yolunu açan gerçek olay ve belgelere dayalı hikayesini anlatıyor. Hint kökenli fakir bir rahibin oğlu olan George, tam da hayal ettiği gibi avukat olmayı başarmışken çocukluğundan beri onun ve ailesinin yakasını bırakmayan esrarengiz bir takım olaylar sonucunda suçlanarak hapse atılıyor. 7 yıl sonra yine nedensiz bir şekilde serbest bırakıldığında ünlü dedektif romanları yazarına bir mektup göndererek masum olduğunu kanıtlaması için yardımını istiyor. Zorluklarla geçen çocukluk yıllarından sonra ünlü bir yazar ve toplumun sevilen, saygı duyulan önderlerinden biri olan Arthur Doyle sürekli olarak bu tür mektuplar almasına ve gelen istekleri dedektif olmadığı gerekçesiyle reddetmesine rağmen ilk andan itibaren George'un haklı olduğuna inanmakla kalmıyor olayı çözmeye ve ona yapılanları ödetmeye de karar veriyor. İki karakterin çocukluklarından itibaren yaşadıklarına paralel bir kurguyla tanık olduğumuz roman, Arthur ve George'un buluşmasıyla yeni bir boyuta taşınıyor. Son sayfaya kadar adalet, ayrımcılık, önyargı, inanç, hukuk gibi kavramlar tartışmaya açılıyor.

Arthur Conan Doyle'un annesinden dinlediği şövalye masallarından, okul bahçesinde arkadaşlarına anlattığı hikayelere ve sonunda romanlara uzanan hayatında hayal gücü ve merak ön plana çıkıyor. Yaşayan, hayattan zevk alan, gezgin ve sporcu kişiliğinin yanı sıra, adaleti, mücadeleyi, koruyuculuğu, cömertliği ve nezaketi kısacası şövalye ruhunu yaşamının merkezine koyan yazar aynı zamanda onu spiritüalizme taşıyacak kadar güçlü inançlara da sahip. George ise çocukluğundan itibaren toplum tarafından bir şekilde cezalandırılan, sonunda kendisini hapse atan düzene karşı akla ve mantığa dayalı bir açıklama bulmaya çalışan bir karakter. George'un hayatını etkileyen olaylar Arthur'un çabasıyla yavaş yavaş aydınlanmaya başlarken Julian Barnes, bu çok katmanlı romanda, Sherlock Holmes maceralarına yakışan bir olay örgüsü ve dille merak duygusunu sonuna kadar canlı tutmayı başarıyor. Bir tarafta çözülmesi gereken esrarengiz olaylar, diğer tarafta ise insan, yazar ve roman karakteri olarak hayran kaldığım Arthur Conan Doyle, ve geriye kalan bir soru; Neyi biliyorum?


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder