13 Nisan 2010 Salı

Aşk-ı Memnu Nasıl Kurtulur?



İlk bölümlerden itibaren türlü türlü eleştiriye maruz kalan, belli sahneleriyle gazetelerin baş köşelerini süsleyen, hatta şifreli dizi yayınlarını bile gündeme getirip, meclis kulislerinde tartışma konusu olan Aşk-ı Memnu dizisi nihayet akla karayı ayırıp, imajı doğrulttu. Hem de canavar anne Firdevs hanım sayesinde. Artık herkesin içi rahatlamıştır umarım, "aşkı arayan bir aşk hikâyesi" sonunda aşkı buldu.

Nasıl mı? Altmış yedinci bölümdeki hayranlık verici performansının kaçınılmaz sonucu olarak Firdevs hanım yayımlanan son bölümde muradına erdi, zengin, yaşı yaşına uygun damat adayından evlenme teklifi almayı başardı. Dizi boyunca yılların getirdiği tecrübe ve bilgi birikimini kızlarına da aşılamaya çalışan Firdevs hanımın dilinde tüy bitmişti ki sonunda anlatmakla olmuyor, asıl mevzuyu ne kızlar ne de izleyici anladı, en iyi yol uygulamak diyerek işin başına geçip, Viyana’ ya tatile gittiği “playboy” ’la aralarında geçen diyalogla, “mutlu bir yuvaya” giden yolu herkese gösterdi.

Altmış yedinci bölümde, Firdevs hanım ve Çetin Özder’ i Viyana’daki otel odalarına yerleşirlerken görmüştük. Tabiki ayrı odalarda kalıyorlardı.



Sahne 1: Firdevs hanım tüm şıklığıyla kavalyesinin odasının kapısını çalar. Çetin Bey de tüm zerafetiyle onu karşılar, içeri giren Firdevs hanım akşam yemeği için hazırlanmış masayı görünce biraz şaşırır zira kendisi Viyana gecelerine akmayı planlamaktadır. Şampanyasını içerken ipleri ele almanın, playboy’a kimin patron olduğunu göstermenin vaktinin geldiğini anlar. Hemen muhabbeti İstanbul’da kendileri hakkında çıkarılabilecek dedikodulara getirir. Oysaki dedikodular Çetin Bey’in umurunda değildir.

Birinci ders: Kadın ve erkeğin toplum içindeki konumları birbirinden farklıdır, dolayısıyla çıkabilecek dedikodular erkeği ilgilendirmez, o klasik el ve kir meselesini hatırlamak bu sahneden çıkarılması gereken ders için yeterlidir.

Nitekim haklarında çıkacak söylentiler Firdevs hanımı çok endişelendirmektedir, yanlış anlaşılmasın aslında kızlarını ve damatlarını düşünmekte, onların sıkıntıya girmesini istememektedir.

İkinci ders: Kadının hayatı özel değil kamusal alana aittir. Kızları, oğulları, damatları ve her nevi hısım akrabayı ilgilendirir. Kadın, adımlarını bu kimseleri düşünerek atmalı, ayağını denk almalıdır. Karşısındaki erkeğe de çöpsüz üzüm olmadığını, sorumlulukları olduğunu bildirmelidir.

Firdevs hanım adamın yakasını bırakmaz; Çetin bey tüm bu sorumluluklardan muaftır, onun hakkında çıkacak dedikodu, “dünyayı dördüncü kez dolaşırken İstanbul’daki günlerini Firdevs Yöreoğlu’yla renklendirdiğinden” ibaret kalacaktır, oysa ki kendisi için durumun farklı olduğunu, kullanılıp atılan kadın konumuna düşeceğini uygun dille anlatır. Mesaj yerine ulaşmıştır. Bu cümlelerin ardından evlilik fikri aniden dökülüverir, kibarca namus düşmanı konumuna getirildiğinden erkeklik gururu atağa geçen playboy’un dudaklarından. Artık geri dönüş mümkün değildir. Evlilik teklifini garantileyen Firdevs hanım hemen atlamaz ne de olsa yılların tecrübesine sahiptir. Çok önemli bir karar olduğunu söyleyerek işi ciddiye aldığını, daha çok yolumuz var cümlesiyle de teklif ne kadar geç gelirse Çetin bey’in de amacına o kadar geç ulaşacağını anlatır. Pırlanta yüzük olmadan bu teklif gibi şeyi ciddiye almayacağını gösterir, üstelik , “Ah herkes nasıl da şaşırır” gibi yorumlarla adamcağızı gaza getirir.

Üçüncü ders: Evlenme teklifinin üstüne atlamak, çok hevesli görünmek, yüzüğü parmağına takmadan bir adım ileriye gitmek kadın için geri dönülmez bir hatadır. Bihter-Behlül durumunda olduğu gibi seni seviyorumlar, aşığımlar hiçbir zaman yüzüğün getireceği güvenliği getirmez. Erkeğin iltifatlarının, ilan-ı aşkının ciddiyeti pırlantanın büyüklüğüyle orantılıdır. Kadının vazifesi, evlenme teklifini ve yüzüğü alıncaya kadar sabırlı olmak, adama da başka türlü ciddiye alınmayacağını hissettirmektir. Eğer yaşını başını almış dul bir "kadınsanız" sizin için bu kadarı yeterlidir ama eğer on sekizinde genç bir "kızsanız" o zaman yüzük de yeterli olmaz, nikâhı beklemek gerekir ki dizimiz bu durumu Nihal örneğiyle açıklamaktadır.


Sahne 2: Ertesi gece Çetin bey ve Firdevs hanım yemektedirler. Firdevs hanım dinlediği müzikle kendinden geçmiştir, kadının bu zayıf anından faydalanmak isteyen Çetin bey, kocaman taşlı bir yüzük çıkarıp Firdevs hanımın parmağına takarken “hayatımın müziği olmanı istiyorum” der. Firdevs hanım da müziğin etkisiyle mi yoksa pırlantanın büyüklüğü yüzünden midir bilinmez hemen “Peki” der. Sonra yelkenleri çarçabuk suya indirmekten rahatsız olan Firdevs hanım, otele dönerlerken, son bir uyarı yapar. Çetin bey’in durumu anladığından emin olmak istemektedir “Zor bir kadınım biliyorsun değil mi?” der, Çetin bey’de “Onun için seni seçtim” der. Herşey kontrol altındadır. Sabah olduğunda, Çetin bey, yemek esnasında sık sık zoom yapılan Firdevs hanımın küpelerini kendi yatağının başucundan alır ve onlara sevgiyle bakar.


Dördüncü ders: Zor kadınlar her daim kazanır. Kolay “elde edilenler”, bir kenara atılmaya mahkumdur çünkü erkekler zor kadınları tercih ederler. Erkeklerin genlerine kazınmış avcı içgüdüleri harekete geçirilmelidir ki kadının değerini algılayabilsinler malesef başka türlüsü dünya güzeli olsanız da işe yaramaz. Bihter gibi değil Firdevs gibi olunmalıdır ki bu da sadece iki bilemediniz üç sahnenizi alır. Biraz sabır, biraz da tecrübeyle yola gelmeyecek playboy yoktur.

Romanda da buna benzer bir ders vardır. Hatırladığım kadarıyla, Bihter’i, kendisinden ummadığı bir başarıyla kolayca “yoldan çıkartan” Behlül kısa zamanda kadından sıkılmış, daha zor olsaydı keşke diye düşünmüş ve ardından yeni maceralara yelken açmıştır. Dizide ise konu bambaşka bir yere gittiğinden, Firdevs hanım devreye sokularak ana konuya dönülüp, kadın milletinin böyle mühim bir dersten mahrum kalmaması için gereken yapılmış.

Roman türünün ilk örneklerinden sayılan “Pamela” ile başlamış “zor kadın olmanın faydaları” teması ve yüzyıllardan beri de en popüler roman konularından biri olmaya devam etmiş. Her milletten roman yazarları, pek çok olasılıkla ele alıp yorumlamış mevzuyu, zafiyet göstermemeleri, daima zoru oynamaları konusunda kadınları uyarmak için ellerinden geleni yapmışlar. Bir süre önce Daniel Defoe’nun Moll Flanders’ ını okumuştum. Benzer yorumlar bu romanda da bir kadının hemcinslerine verdiği tavsiyeler biçiminde aktarılıyordu. Yayımlandığı tarih ise 1722 !!

Şöyle diyor Moll Flanders atlattığı binlerce badireden sonra anılarını yazarken:

“Erkeklerin bizim aramızdan seçim yapma şansının daha fazla olduğu doğru olabilir, aynı zamanda kendilerini küçük düşüren, ucuz, kolay elde edilebilir, bir teklif gelmesini sabırsızlıkla bekleyen kadınlar olduğu da doğrudur; ancak elde edilmeye değer bir kadınla evlenmek istiyorlarsa onları yalnızca erişilmesi güç kadınlar arasında bulacaklardır. Bayanların yapması gereken şey, sıradan kurlarıyla kadınları kolayca elde edebileceğini zanneden ve kadınların hepsini çağırdıkları anda yanlarına koşacak değerde gören erkeklere umduklarından daha güç ulaşılabilir “görünmektir”, böylesi kadınlar bahsettiğimiz anlamda yetersiz olan kadınlardan daha fazla tercih edileceklerdir.

Şurası kesindir ki bayanlar, erkekleri mesafelerini koruyarak, aşık rolü oynayanlara hafife alınmalarının kendilerini kızdıracağını hissettirerek ve Hayır demekten korkmadıklarını göstererek kazanırlar.” (Daniel Defoe, Moll Flanders)

Defoe, bu cümleleri 1722’de yazdığı romanda bir kadına söyletmiş, Aşk-ı Memnu dizisi de 2010 yılında Firdevs hanımla uygulamalı olarak anlattı. Her iki yorumda da anahtar kelime “görünmek”, ne Moll Flanders ne de Firdevs Yöreoğlu kendi deyimleriyle "zor kadınlar" olmasalar da zor kadını oynamanın, öyle görünmenin yararının farkındalar.

Peki bu tema neden bu kadar önemli? Neden her kadın nesli bir biçimde bu eğitimden geçiriliyor? Daniel Defoe bir yana, Aşk-ı Memnu senaristleri, Halid Ziya’nın romanını yeni bin yıla uyarlarken, orjinalinden böylesine uzaklaşmışken bile aynı dersi yeniden vermekle ne gibi bir amaç taşıyor olabilirler?

Son sahne: 1722-2010 “Güneşin altında yeni bir şey yok”

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder