23 Eylül 2010 Perşembe

Yürek Burgusu, Henry James

-->
Romanı bitirdikten sonra, adını koyamadığım bir tür suçluluk duygusunu bastırmaya çalışırken yakaladım kendimi. İnsan içine karıştıktan sonra bile beni takip eden sebepsiz türünden iç sıkıntısıyla karışık garip bir his. Sanırım Henry James biraz dengemi bozdu, azıcık da deli gibi hissettirdi. Neden sonra hissime isim koymak zorunda kalınca birdenbire farkettim onun yürek burgusuna çok uyduğunu. (Çevirmenin başarısı tabiki)
Söyleyeceğim şu ki Henry James'e romancıların romancısı denmesi boşuna değil. 1898'de yazılan Yürek Burgusu, Noel gecesi, ateşin önünde hayalet hikâyeleri anlatarak eğlenen bir grubun sohbetiyle açılıyor. İçlerinden biri kendisinde çok daha çarpıcı bir hikâye olduğunu söylüyor. Üç gün boyunca evdeki herkesi ve tabiki okuyucu da merakta bıraktıktan sonra olayın başlangıcını özetleyen kısa bir giriş yapıp yıllar önce kendisine verilen eski defterden, genç bir mürebbiyenin kaleminden çıkmış ve onun ilk öğretmenlik denemesi sırasında başından geçen hikâyeyi okumaya başlıyor. Romanın bundan sonrasında ise okuyucuyu birinci tekille konuşan mürebbiye ile başbaşa bırakıyor.
Anlatıcımız bir taraftan genç ve tecrübesiz diğer taraftan ise -sekiz yaşlarında bir kız, on yaşlarında bir erkek çocukla, okuma-yazma bilmeyen kahya kadını düşünecek olursak- hikâyedeki en yetkin karakter. Sonuç olarak onun güvenilirliğinden şüphe edecek bir durum yok. Buna rağmen okudukça bir gariplik hissediyorsunuz. Mürebbiye hanım olayları yorumlarken sizde onun yorumlarını yorumlamaya başlıyorsunuz bu sırada onun hisleriyle sizinkiler arasındaki fark gittikçe açılıyor. Geçerli bir nedeniniz olmamasına rağmen o kendi hislerinin doğruluğuna ne kadar çok güveniyorsa siz de hem ona hem de kendinize o kadar az güvenmeye başlıyorsunuz. Henry James'in yarattığı atmosfer, anlatım dili, yoruma açık cümleleri ve şahane kurgusu insanın kendisini fena halde güvensiz hissetmesine neden oluyor. Mürebbiye hanımın bir yerde söylediği gibi "ben görmüyorsam orada yok" mu ya da tersi durumda ben görüyorsam kesinlikle var mı? gibi bir durum çıkıyor ortaya. Neye inanmalıyıma gelip takılıyorsunuz. Hislerime mi yoksa gözümle gördüğüm kelimelere mi?

Olayın üstünden beş gün geçti ve ben bu arada hikâyeyi her düşünüşümde "Ama..." ve "Peki..." lerle başlayan cümleler kurmaya devam ettim. Sırf kendimi haklı çıkarmak, deli olmadığımı kendime ispat için dedektif gibi bir takım ipuçları aradım. Ve bugün elimdeki delillere dayanarak diyebilirim ki ben deliyim. Çünkü; Okuduklarımla, onların hissettirdiklerinin çelişmesine neden olan bir sürü cümlenin altını çizdim ama nerden bakarsam bakayım fark ettim ki malesef bu cümleler hikâyenin kendisiyle hiç de çelişmiyor. O, kendi içinde tutarlı yani sorun onda değil bende.
Hikâye, bilmediğimiz, bilsek de kendimizden ustaca sakladığımız sırlarla dolu bir zihinle yaşadığımızın ve herşeyi ona dayanarak yorumladığımızın uç örneğini gerçek bir deneyim gibi yaşatıyor. Gotik edebiyat için oldukça klasik sayılabilecek öykü ve karakterlerle öyle garip bir ilişkiye sokuyor ki bizi sonuçta Henry James'in hikâyesinin korkutucu tarafı kesinlikle hayaletler ve onların olabilme ihtimali ya da mürebbiyenin yaşadıkları değil okuyucunun bizzat kendisi haline geliyor. 


2 yorum:

  1. Merhaba;

    Amerikan edebiyatı ile ilgili kronolojik bir okuma yapmaya çalışıyorum bu sıralar ve elimde yürek burgusu var. Ben İngilizcesinden okumaya çalışıyorum. Esasında İngilizcem iyidir, kitap okurum anlarım. Ama bu kitapta nasıl zorlanıyorum, nasıl darlanıyorum. Üstelik dili son derece sade ama dediğiniz gibi öğretmenin düşüncelerini tam oalrak anlama çabası aynı sayfayı bazen üst üste okumak zorunda bırakıyor beni. Korkunç bir hayalet hikayesi okuyacağımı sanmıştım ama tamamen farklı bir dünyada buldum kendimi. Çok enteresan bir kitap keşke Türkçe okusaydım daha rahat ederdim detayları kaçırmazdım diye düşünüyorum şimdi.

    YanıtlaSil
  2. selam,

    hikayeyi iki kere okudum, altını çizdiğim yerleri tekrar okudum ama öğretmenin cümlelerinden ilk anladığımdan farklı bir sonuç çıkartamadım. Onun düşüncelerini anlamak Türkçe olarak bile epey güç ki bana kalırsa hikâyenin gerilimini arttıran özellikle o cümlelerin bir miktar anlaşılmaz olmaları ve nasıl yaptığını çözemediğim biçimde okuyanın psikolojisiyle oynamayı bu kadar iyi başarmaları. bu yüzden sorunun İngilizcede olduğunu sanmıyorum. hiç bir şeye odaklanmadan devam edersen o seni gideceğin yere götürecek diye düşünüyorum Orjinalini okumadım (ve şimdi aynı hissi verip vermediğini çok merak ettim) ama eğer kendinden şüphe duyup, garip, huzursuz korkmuş, suçlu vs. hissettiriyorsa bence doğru yoldasın. Eğer karşılaştırmak istersen iş bankası yayınlarından çıkan baskıyı tavsiye ederim. Çevirmeni Necla Aytür.

    YanıtlaSil