24 Ağustos 2010 Salı

İçsel Huzur İyi Yaşamın Kapısını Açar, Epiktetos

Pıtırak gibi ardı ardına çıkan ve hemen hepsi aynı şeyi söyleyen, popüler kültürün son moda tüketim nesnesi, kişisel/ruhsal gelişim kitaplarına daha doğrusu bir sürü felsefenin karman çorman hallerinin yeni bir keşifmiş, sanki yaşamın anlamı bulunmuş gibi lanse edilmesine ya da birilerinin talihsizliklerle dolu hayatlarını nasıl düzene soktuğunu anlatarak, bunun senin için de geçerli olacağını iddia etmesine, istedikleri herşeye sahip olabilecekleri konusunda insanları yalan yanlış beklenti içine sokmasına ve en önemlisi bu yeni icadın, söylediğin ya da düşündüğün herhangi bir şeyin, hayatını kabusa çevirebileceği korkusuyla her kelimene dikkat etme mecburiyeti getirmesine ve bundan sorumlu merciye yani “evren” dedikleri ne olduğunu bir türlü anlayamadığım şeye sinir oluyorum. Ayrıca hiçbir temeli olmayan, "evren" kavramının böyle hemencecik kabul görmesine de inanamıyorum.Tanrının varlığı ispatlamak için yazılan binlerce metni hatırlayınca herhangi bir fikri kabul ettirmede kapitalistlerin filozoflardan ve hatta peygamberlerden çok daha başarılı olduklarını teslim etmek gerek. Tamam belki bu sayede okuma alışkanlığı olmayanlara bile yüzlerce kitap okutuldu ama üzerlerinde akıl yürütmeden onları oldukları gibi kabul etmenin, yaşadığımız çağa yakıştığını hiç sanmıyorum ve ne hayatın ne de insan denen canlının bu kitaplarda anlatılanlar kadar basit olduğunu zannetmiyorum. 

Belki de sırf bu türe hıncımdan dolayı, Kierkegaard’ın gerçekçiliğinden ya da evrencilerin deyimiyle söylersek olumsuzluğundan çok hoşlandım. Ondan sonra ne okusam diye düşünüp dururken bu küçücük kitaba rastladım. Kierkegaard’ın düşünceleri üzerinde biraz çalışarak ondan yaşam koçu yaratabilirsiniz ama Epiktetos hali hazırda bir yaşam koçu. Kendisi M.S. 50’ler de Pamukkale doğup 130’lar da ölmüş. Ve ne yazık ki öğrencisinin sekiz kitapta (Discourses) topladığı düşüncelerinden çok azı kalabilmiş bu zamanlara. Şimdiki yazarlar gibi çok çok paralar kazanmamış hatta zamanın imparatoru, artan etkilerinden çekindiği için diğer filozoflar gibi Epiktetos’u da sürgüne göndermiş. 

“İçsel Huzur İyi Yaşamın Kapısını Açar” aslında Discourses'dan sonra Epiktetos’un düşüncelerini içeren ikinci kitap olan "El Kitabı"nın bir yorumu ve hakkını vermek gerek benim Kierkegaard yorumumdan çok daha başarılı :)

Kitabı hazırlayan Sharon Labell, Epiktetos’un mutlu ve dolu dolu bir yaşama nasıl ulaşılabileceği ve nasıl iyi bir insan olunabileceği gibi iki soruya cevap aramayı hayatının amacı haline getirdiğini söylüyor. Epiktetos’a göre mutluluk ve tatmin edici bir hayat tamamen sizin yaptığınız doğru işlerin bir sonucu yani bugün sanıldığının aksine, sırf siz istediniz, olumlu sinyaller gönderdiniz diye evrenin size verdiği bir şey değil. İçsel huzura kavuşmanız, dolayısıyla özgürleşmeniz için yapmanız gerekenler ise oturup hayal etmek kadar kolay olmasa da kendinizi eğiterek ulaşabileceğiniz bir tür bilgelik. İşte mutluluk için Epiktetos’dan bazıları bana oldukça tanıdık gelen birkaç ders:

-Kontrol edebileceğiniz ve edemeyeceğiniz şeyleri öğrenin ve kontrolünüz dışındaki şeylerden dolayı endişelenmeyin. Kontrolünüz içinde olanlar sizin yapıp etmelerimizle ilgili şeylerdir. Kendi üzerinizde tartışılmaz bir etkiniz varken, dışındaki konularda zayıf, bağımlı ya da başkalarının geçici hevesleriyle çevrelenmiş durumdasınızdır. Kontrol edemeyeceğiz ya da değiştiremeyeceğiniz durumlarla uğraşmak yalnızca şiddetli acıya neden olur.

-Başkalarının işine karışarak boşa zaman harcamayın. Dikkatinizi gerçekten sizi ilgilendiren şeyler üzerine odaklayın. 

-Mutluluk ve özgürlüğe erişmek istiyorsanız zenginlik ve güç peşinde koşmaktan vazgeçin.

-Sizin kontrol alanınızın içindeki doğal halinize aykırı şeylerden sakınırsanız, gerçekten istemediğiniz hiçbir şeyi üstünüze çekmezsiniz. Bununla birlikte eğer hastalık, ölüm ya da talihsizlik gibi genel ve kaçınılmaz olan şeylerden sakınmaya çabalarsanız bunlar üzerinde gerçek bir kontrolünüz olmadığından, kendiniz ve çevreniz için acı üretirsiniz.

-Olaylar kendi kurallarına uygun olarak ortaya çıkarlar. İnsanlar oldukları gibi davranırlar. Şu anda gerçekten neyle karşılaşmışsanız onu kucaklayın. Şeyleri oldukları gibi görün. Sizin güç alanınız içindeki tek şey ona karşı takındığınız tutumdur; onu ya kabul edersiniz ya da öfkelenirsiniz. 

-Umutsuzluğa düşüren, dışımızdaki olayların kendileri değil, fakat sizin onlar hakkındaki düşüncenizdir. Sizi rahatsız eden şeyler değil onları yorumlama biçiminizdir. 

-Unutmayalım ki şeyler ve insanlar sizin, onların olmasını istediğiniz gibi değil oldukları gibidirler. 

-Dışsal koşularınızı kendiniz seçemezsiniz fakat onlara nasıl yanıt vereceğiniz sizin seçiminizdir.

-Şeyler basit şekilde ne ise odurlar. Öteki insanlar ne düşünecekse onları düşünecekler, bu bizi ilgilendirmez. Kimseyi ayıplamayın ve kimseyi suçlamayın.

-Siz izin vermedikçe hiçbir olay sizi etkileyemez. Başınıza bir şey geldiğinde bunu anımsayın.

-Neye sahip olduğunuzu bilin ve uygulayın, gerçekten sizin olan şeyin ne olduğunu bulun.

-Kaybedecek hiçbir şeyiniz yok. Siz, “O şeyi kaybettim” demeyi bırakıp onun yerine “O şey geldiği yere döndü” dediğinizde içsel huzur başlar.

-Arzularınız tarafından hayal kırıklığına uğratılmamanız tamamen sizin kontrol alanınız içindedir. İsteklerinizin akıntısına kapılıp gitmek yerine onları olgulara uygun hale getirmelisiniz.

-Yaşamın sınırlarını ve kaçınılmazlığını kabullenerek, onlarla savaşmak yerine onlarla birlikte çalışarak özgür oluruz. 

-Şanslı olduğunuzu düşünüyorsanız şanslısınız. Eğer avantaj arayan bir gözle bakarsanız, her olay sizin için bir avantaj taşır. 

-Mutluluk içinizde. 

-Yaşamdaki en değerli amaç özgürlüktür. Bu özgürlük, kendi kontrol alanımızın dışındaki şeylere aldırmayarak, onları önemsemeyerek kazanılır. Eğer zihinlerimiz korku ve tutkuyla dolu kederli bir kazan gibiyse, hafif ve ışıklı bir kalbe sahip olamayız.

-Kendiniz dışında başka biri olmaya çalışmayın. Kendi kontrol alanınızda kalın. 

-Amacınızı gerşekleştirmek için gösterdiğiniz çabaya kendinizi tam olarak vermediğiniz sürece içi boş, samimi olmayan, sığ, yüzeysel bir insansınız demektir ve bu şekilde hiçbir zaman içimizde var olan, doğuştan getirdiğimiz yeteneklerimizi geliştiremeyiz. 

-Öncelikle kendi arzularınızın gerçek doğasını düşünün ve kendi yeterliliğinizi ölçün. Kendinize karşı dürüst olun. Güçlü ve zayıf yanlarınızı açık seçik şekilde değerlendirin. 

-Belirli bir alanda başarı kazanmak için çeşitli yetenekler gerektiği gibi bazı fedakarlıklarda yapmanız gerektiğini unutmayın. 

-Birçok insan, özgürlüğün, kendilerini iyi hissettikleri şeyleri yapmak ya da rahatlık ve kolaylık sağlayan şeyleri geliştirmek yolula geldiğini düşünerek yanlış yola yönelir. Akıllarını geçici duyguların emri altına veren insanlar aslında arzularının ve nefretlerinin kölesidir. 

-Yaşam rastlantısal olarak arka arkaya gelen anlamsız sahneler dizisi değil, fakat sonunda kavranabilir olan yasaları takip eden düzenli ve mükemmel bir bütündür. 

-Erdemli yaşam akıl üzerine kuruludur. Eğer siz aklınızı korursanız, aklınızda sizi korur. 

-Herşeyin iki kulpu vardır. Hangisinden tutacağınıza karar verin. 

-Yanlış adlandırmalardan sakının. Şeyleri doğru isimleriyle adlandırdığınızda, ek bilgi ya da yargı eklemeden, onları doğru olarak kavrarız. Durumu nasılsa öyle adlandırın. Durumu kendi yargılarınızla filtreden geçirmeyin. 

-Bu andan itibaren kendinizi düş kırıklığına uğratmaya son verin. Kendinizi kalabalıktan ayırın. Sıradan olmaya ve size dayatılanları yapmaya daha ne kadar dayanacaksınız. Kendiniz olmak için pek fazla zamanınız yok.


(Alkım Yayınları)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder