17 Kasım 2010 Çarşamba

Keyif Evi, Edith Wharton

“Gerçek nedir? Konu bir kadınsa en kolay inanılan şey hikâyedir” 

Güzelliğiyle ünlü Lily Bart, New York sosyetesinin tanınmış simalarındandır. On sekiz yaşına kadar sürdürdüğü rahat yaşam, önce tüm servetini kaybeden babasının, sonrada sefalet içinde yaşamaya dayanamayan annesinin ölümüyle tamamen değişmiştir. Kimsesiz kalan Lily, yanına yerleştiği halasının arada bir verdiği parayla yaşamaya çalışır. Yetiştirilme tarzı farklı olsa belki de rahatça geçineceği bu miktar, Lily’nin sürdürmek zorunda olduğu hayatın ihtiyaçlarını karşılamaya yetmemektedir. Şık giysiler alması, her zaman çok güzel görünmesi, balolarda boy göstermesi, haftasonlarını geçirdiği yazlık evlerdeki toplantılarda briç oynaması, bu topluluğun üyesi olarak kalması için yapması gereken şeylerden sadece birkaçıdır. Diğer bir zorunluluk ise tüm bunlara parası yetmediğinden ve en önemlisi toplum içindeki statüsünü koruyabilmek, daha rahat hareket edebilmek için evlenmek, üstelik zengin bir adamla evlenmek zorundadır. Sosyeteye tanıtıldığı gençlik günlerinde oldukça zengin ve ünvan sahibi taliplerini geri çeviren Lily artık yirmi dokuz yaşındadır ve gelen evlilik teklifleri de oldukça azalmıştır. 

Aslında insanların olduğuna inandıklarından farklı biridir Lily. Lükse ve rahat yaşama olan tutkusunu görüp  zengin koca avında olduğunu düşünenlerin tersine sadece parası için biriyle evlenmeyi davranışlarıyla değilse bile bilinçaltıyla reddeder. Tam da onun istediği soruyu soracak damat  adayıyla olan randevusuna gideceği yerde, gerçekten hoşlandığı ama yeterince zengin olmadığı için evliliğe uygun görülmeyen ayrıca kendisiyle evlenmeyi düşünmediğini de bildiği Lawrence Selden’le yürüyüşe çıkar. Ama Lily hep böyledir, “ Toprağı hazırlamak ve tohumları ekmek için köle gibi çalışır, ama hasadı kaldırma günü gelince ya uyuyakalır ya da pikniğe gider.” Nitekim uygun adayı dalavereler çeviren bir başka kadına kaptırır. Zengin talibinin koşarak kaçmasına neden olan bir takım dedikodular yayılmıştır ama karşılığında Lily’nin yapabileceği hiçbir şey yoktur. Lily, dost görünen ama kendi çıkarları ya da kıskançlıkları yüzünden çamur atan insanlardan çeker en çok. Kocasını aldatan arkadaşının kendisini kurtarmak için tüm sosyeteyi  ona karşı doldurması Lily’nin giderek dışlanmasına neden olan olayların son noktası olur. “Sen benden gerçeği istedin, bir kız hakkındaki gerçek şudur: hakkında konuşulursa işi bitmiştir, durumunu ne kadar çok açıklarsa o kadar kötü görünür göze.” derken o anda ve daha sonrasında hayatını altüst edecek davranışlara  cevap verme çabasına neden hiç girmediğini anlarız. Ama o sessiz kaldıkça durumundan faydalanmak isteyenlerin sayısıda o ölçüde artar. 

Yazar, Lily Bart’ın lükse düşkünlüğü üzerinde durduğu kadar onun yetiştirilme tarzından da bahseder romanda. Dönemin kadını tek  bir amaç için yetiştirilmektedir. Selden’ın, “Evlilik sizin mesleğiniz değil mi? hepiniz bunun için yetiştirilmiyor musunuz?” sözlerinde de, Lily’nin zengin ama aynı oranda sıkıcı ve kibirli koca adayı için söylediklerinde de-“Bunları da, o adamın ömür boyu canının sıkılması onurunu kendisine bahşetmeye sonunda karar verebilmesi olasılığı uğruna yapacaktı. Korkunç bir kaderdi bu ama nasıl kaçabilirdi ki? Başka seçeneği var mıydı?”- görürüz. Lily’nin evlilik üzerine hayalleri, Jane Austen'in, kadınlar için benzer şartların geçerli olduğu dönemde yazdığı mutlu sonla biten romanlarını hatırlatır. 

“Aslında kurduğu hayallerin evlilik sözü verdiği günden öteye gitmesine izin vermiyordu. O günden sonrası maddi rahatlamanın sisleri içinde kayboluyordu ve kendine kol kanat geren kişinin kimliği çok şükür ki belirsiz kalıyordu.”

Sonuçta kadın için evlenmeden önce en basit özgürlük düşlerinin gerçekleşmesi bile mümkün değildir. Selden’ın küçük dairesini gördüğünde, evlenmeden,  kendi zevkine göre döşeyeceği bir eve asla sahip olamayacağını söylemesi de; halasının evindeki odasını bile düzenleyebilse daha iyi bir insan olacağına inanması da benzer bir durumu işaret eder. Çalışıp para kazanmak da hiçbir deneyimi ya da eğitimi olmayan Lily için aynı derecede imkansızdır. Sonunda içine düştüğü durumdan kurtulmak için yapabileceği tek şey hiç hoşlanmasa da, çok zengin bir adam olan Rosedale’le evlenmektir. Ama Lily’yi sosyeteye giriş bileti olarak gördüğü için evlenme teklif eden bu adam da artık Lily’den fayda görmeyeceğini bildiğinden onu reddeder. Yalnız bırakılan Lily, çıkış noktası olarak sarıldığı her umudun onu, çukurun daha derinlerine çektiğinin farkındadır ve durumunu görenlerin sık sık  “keşke sana yardım edebilsem” sözlerinde toplumun koyduğu kurallar karşısındaki çaresizlik hissedilir. 

Lily’nin aşık olduğu, (dönem romanlarında sık rastlanan eğitici erkek) “Bu teklifi yapma hakkım, bir erkeğin, farkında olmadan yanlış bir konuma gelmiş bir kadını aydınlatması konusundaki evrensel haktır.” diyen kurtarıcı rolündeki Selden’ın, bir taraftan kendisinin de yakından tanıdığı Lily’nin çevresini ve hayat tarzını eleştirirken diğer taraftan erkekçe şüphelerden ve iki yüzlülüklerini gayet iyi bildiği toplumun en basit ön yargılarından kendisini bile kurtaramamış olması ama buna karşılık Lily’nin, hayatını eski durumuna getirecek mektupları, Selden’ı zor duruma sokmamak için kullanmaması; arada sırada kadının da erkeği kurtarması gibi bir durumun inanması zor olsa da  gerçekleşebileceği ihtimalini ortaya koyan ve romanın geneline hakim aykırı tavrın bir parçası olarak görülebilir. 

Kadının toplum içindeki yalnız konumu dönem romanlarında sıkça işlense de Edith Wharton’ın detaylı gözlemlerini, iğneleyici yorumlarını ve her satırı dolu dolu romanın içinde barındırdığı çok sayıdaki karakteri, başarılı betimlemelerle kanlı canlı gözünüzün önünde getiren anlatımını, romanın bana fazlaca acıklı gelen son sayfaları dışında – sanki anlatımın tonu birden değişiyor- her yönüyle çok çok beğendiğimi de söylemeden geçemeyeceğim.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder