12 Şubat 2010 Cuma

"THE CATCHER IN THE RYE" J.D.SALINGER


Mel Gibson'la, Julia Roberts'ın oynadığı Komplo Teorisi'ni başından sonuna kadar olmasa da yüzlerce kez izlemişimdir. Genellikle tesadüfen rastlarım ve her seferinde çok eğlenir, bu arada Gibson'ın elinden bırakmadığı kitabın adını öğrenebilmek için uğraşır, film bittiğindeyse kesinlikle hatırlamam. Geçenlerde Mel Gibson'ı Jay Leno Show'da izleyince yine o kitabın adı takıldı aklıma. Bir süre internette uğraştıktan sonra aniden ismi hatırlayıverdim. Şu hafıza dedikleri şey hakkaten garip çalışıyor. "The Catcher in the Rye", John Lennon'ın katilinin elindeki ünlü kitap. Doğal olarak hemen Türkçesini bulmaya çalıştım ama sonuç tam bir hayal kırıklığı oldu.

Romanın Türkçesi önce "Gönülçelen" sonra da "Çavdar Tarlasında Çocuklar" adıyla çevrilmişti, kitapçılarda rastladığımda ismi Kemalettin Tuğcu romanlarını çağrıştırdığı için okumayı hiç de canımın çekmediği o kitabın bu kitap olmasına da bir türlü inanamadım. Önyargılıyım belki ama elimde değil çocukken de Kemalettin Tuğcu romanlarına yaklaşamazdım bir türlü. Bu yüzden, yakınlık hissedeceğim bir şeyler bulurum da kitabı okuma bahanesi yaratırım umuduyla yazarı J.D Salinger'ı ve romanını araştırmaya başladım. Yazarın, çok kısa bir zaman önce 27 Ocak 2010’ da doksan bir yaşında öldüğünü, hayatının büyük kısmını hayranlarından saklanarak geçirdiğini, bu yüzden hakkında bir sürü efsane üretildiğini öğrendim. Romanın konusu için yazılanlar -ergenlik çağı bunalımları, yetişkin olma mücadelesi, yabancılaşma vs- pek ilgimi çekmese de bir dönemin kült romanlarından olduğu anlaşılan, liseli gençler arasında popüler olsa da aslında yetişkinler için yazıldığı söylenen romanı ne kaybetmişim acaba düşüncesiyle alıp okumaya başlamam uzun sürmedi.

Bilinç akışı tekniğiyle, 1940'ların Amerika' sında yaşayan on yedi yaşındaki bir gencin dilinden yazılan roman, belki hikâye demek daha doğru olur, ilk cümlesiyle sizi yakalayıp sonuna kadar da soluksuz sürüklemeyi başarıyor. Anlatım tarzının doğallığı, başarıyla çizilmiş karakterinin insanlara ve olaylara bakışı hikâyeyi tekrar tekrar okunası kılıyor. Bu arada, çok kolay okunması çok kolay yazıldığı gibi bir his uyandırsa da anti-kahramanımızın, nefret ettiği o "yapmacık" tavra hiçbir cümlede yaklaşmaması, çelişkilerinin ayarlanmış dozu ve abartısız duygusallığı, onu bildiğimiz Amerikan gençlik filmi karakterlerinden ayırıp yazarını da farklı bir yere koymamızı sağlayan özellikler.

Kahramanımız Holden Caulfield, yetişkin dünyasının resmini ergenlik çağında bir çocuğun gözüyle çizerken;

normal olmak adına kendi anlattığı masallara inanan,

hayatı "kurallarına göre oynanması gereken bir oyun"

gibi gören biz yetişkinlerin mi,

yoksa

"Oyunmuş, kıçımın kenarı. Oyun, öyle mi? Tüm asların bulunduğu takımdaysan, oyun o zaman, tamam; kabul ederim. Ya öteki takımdaysan, as oyuncu filan yoksa, oyunla ilgisi kalır mı, bunun? Hiç yani. Yok oyun moyun".

diye düşünen çocukların mı daha gerçekçi oldukları sorusunu akla getiriyor. Tam zamanında okumuşum, iyi ki de okudum diyorum.

Diğer kitapları:
Çavdar Tarlasında Çocuklar(1951)
Franny ve Zooey (1961)
Dokuz Öykü (1953)
Yükseltin Tavan Kirişini Ustalar (1963)
Seymour: Bir Giriş (1959)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder