16 Temmuz 2018 Pazartesi

Her Çıkışın Bir İnişi Vardır; Flannery O'Connor



Her Çıkışın Bir İnişi Vardır, Flannery O'Conner

Geçtiğimiz yaz iki kısa öykü yazarıyla tanıştığımı söylemiştim. İlki Raymond Carver'di. Diğeri ise bir türlü buraya yazmayı beceremediğim ama eksik kalmasını da hiç istemediğim biriydi. Yine Amerikan edebiyatının önemli isimlerinden, kısa öykünün ustası Flannery O'Connor.

Dokuz öyküden oluşan Her Çıkışın Bir İnişi Vardır, yazarın 39 gibi genç bir yaşta hayatını kaybetmesinden bir yıl sonra 1965'de yayımlanmış. İki romanı ve İyi İnsan Bulmak Zor isimli bir öykü kitabı daha bulunan O'Connor'ın, güney gotiği olarak isimlendirilen anlatıları, atmosferleri, canlı karakterleri ve trajik sonlarıyla en iyi öykü örnekleri arasında yer alıyor.

Kitap epeyce sarsıcı ve bol sürprizli öykülerden oluşuyor. İlk okuyuşumda durup düşünmeye fırsat bulamadan şahane edebiyatın keyfini çıkardım. Sonra geri dönüp hepsini tekrar tekrar okumaktan da hiç sıkılmadım. Hikayeler, fanatizm, ırkçılık, din gibi temel meseleler üzerinden geçerek bir tema etrafında toplanıyor. İlk satırlardaki gerilim hissi anlatı ilerledikçe ürkütücü ve bir o kadar da ironik bir hal alıyor. O'Connor'ın karakterleri, başlangıçta her ne kadar uzak, kendilerine has ve biraz acayip gibi görünseler de aslında o kadar da uzak ve acayip olmadıklarını kısa sürede anlıyoruz. Hikayelerinde beni asıl şaşırtan şey bu karakterlerin, bildiğimi bile bilmediğim bir şeyleri belki his denebilir, hatırlatıyor olmaları. Hayır korkutucu bir şey değil demek istediğim. Şöyle ki;

Bir süre önce twitter da şu videoya rastlayınca, yukarıda bahsettiğim tanıdık hisler meselesi de bir yerlere oturmaya başladı. Sanırım bir basın toplantısında sinirbilimci Rudolph Tanzi ve tıpçı, yazar Deepak Chopra, deneyimlerin, duyguların ve hatta anlamların genlerimizde kayıtlı olduğunu ve bu sistemin çok yakında keşfedileceğini söylüyor. Diyorlar ki; hislerimiz, yaşadıklarımızın bizde bıraktığı duygular, hepsi birer moleküle dönüşüyor, oksitosin, dopamin, seratonin gibi hormonlar üretiyor. Peki ama herhangi bir anlam nasıl olur da bir moleküle dönüşür? Üstelik bu kimyasal değişiklikler genetik değişimlere de yol açıyor. Ve en şaşırtıcı olanıysa bu genlerin gelecekte de böyle davranmak üzere şartlanmaları ve sonraki nesillere aktarılabilmeleri. Mesela, “Birisi bana seni seviyorum dese ben de onu seviyorsam kendimi çok iyi hissederim ve oksitosin, dopamin, seratonin gibi salgılar üretirim. Fakat birisi bana seni seviyorum dediğinde eğer onun beni kandırdığını düşünüyorsam aynı salgıları üretmem, onun yerine kortizol ve adrenalin üretirim.” ve bu bizim genlerimize işlemiştir." 

Pek çok davranışımızı ortak atalarımızdan miras aldığımızı sanırım söyleyebiliriz. Benzer şeylerden korkuyor benzer şeylere seviniyor, korkuya mutluluğa, tehlikelere karşı benzer fiziksel tepkileri veriyoruz. Yakında belki de bir adım ileri giderek moleküllere dönüşüp genlerimize yerleşmiş ortak anlamlar taşıdığımızı da söylememiz mümkün olacak. Peki ya okuduklarımız karşısında hissettiklerimiz? Onlar çok mu farklı? Bana kalırsa bir yazarın gerçeği söyleyip söylemediğini ayırt edebiliyoruz ve onlar yani Flannery O'Connor ve tabi ki pek çok iyi yazar genlerimizdeki ortak anlamları çözmemizi, bilmediklerimizi hatırlamamızı sağlıyor. Biz de bu yüzden onları seviyoruz. 

Video için; https://twitter.com/banabirseyogret/status/955110912360316928


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder