14 Ocak 2011 Cuma

Cinnet, Vladimir Nabokov

Karanlıkta Kahkaha ve Maşenka’dan sonra üçüncü Nabokov romanım Cinnet oldu. Yazarın  ilk romanı olan Maşenka 1926’da basılmış. Nabokov’un, yazdığı önsözden onun için  ilk roman olmanın ötesinde bir yeri olduğu anlaşılıyor. Maşenka, Berlin’de,  bir pansiyonda yaşayan Rus göçmenlerin  beklenti ve hayallerle geçen dört gününü anlatıyor. Ana karakterimiz Ganin’in ilk aşk macerasını (!!) o günlerin Rusyası eşliğinde takip ediyoruz (ya da tam tersi).

Cinnet’de yine Berlin’de yaşayan Rus göçmenleri görsek de Maşenka’dan farklı bir romanla karşılaşıyoruz. Roman, ancak sonlarına doğru öğreneceğimiz  bir cinayeti anlatıyor. Aslında, herşey olup bittikten sonra yazılan, olayların gidişatını izlememiz, bir sanatçının eserine gereken saygıyı göstermemiz için yapılan bir tür açıklama. Yaşadığı olayı, üslubu hakkındaki sorunları da dahil, okuyucuyla konuşur gibi, aralara kurgu hatıralar da serpiştirerek, edebiyat, Tanrı, kader, Marksizm, SSCB, felsefe ve daha birçok konu hakkındaki fikirlerini aktardığı bu roman, yeteneğinden kuşku duymayan hevesli yazarımız Hermann’ın ilk ve muhtemelen son eseri. 

Hermann, bir çikolata pazarlamacısı. Zeki ve güzel olmayan karısı ve karısının yeteneksiz bir ressam olan kuzeniyle geçirdiği çok sakin bir hayatı var. Ama bu sakin hayatın görünüşten ibaret olduğunu, yazarın yani anlatıcımız Hermann’ın iç dünyasının her an patlamaya hazır halini ilk sayfalardan itibaren anlıyoruz. Neyseki gerekli olan “ilham” fazla gecikmiyor ve Hermann iş için gittiği Prag’da dolaşırken kendisine tıpatıp benzeyen Felix’le karşılaşıyor. Neredeyse iflas etmek üzere olan ve yaşadığı tekdüze hayattan fena halde sıkılan yazarımızın aklına bir fikir geliyor. 

Nabokov romanlarından bahsetmek çok zor. (galiba her romanından sonra aynı cümleyi tekrarlayacağım). Ama sanırım gerçek sorun (bizim için)onun romanlarının bir iki cümleyle özetlenebilecek bir ana fikire sahip olmayışları ve bizim hayatımız boyunca tam tersi yönde bir eğitimden geçmemiz. Hiç de sıradışı olmayan bir hikâyeyi sıradışı biçimde anlatıyor ve karakterler yine Karanlıkta Kahkaha ve Maşenka’daki olduğu gibi Cinnet’te de sadece dışardan izlemenize izin verilen, bağ kurmanızın imkansız olduğu insanlardan oluşuyor. Ama bıraktıkları etkinin nedeni de işte bu özellikleri sayesinde Nabokov’un Cinnet’e yazdığı önsözden de anlaşıldığı gibi yazarın iyi edebiyat- iyi okur anlayışını romanlarına yansıtmadaki başarısından kaynaklanıyor.

Belki de Nabokov’un cümleleriyle Cinnet şöyle bir roman (değil) demek daha mantıklı olacak:

“Cinnet diğer kitaplarımın akrabasıdır ve onlar gibi ne bir toplumsal eleştiri içerir, ne de koşa koşa getirdiği ağzına sıkıştırılmış bir mesajı vardır. Ne insanın ruhsal organını uyarır ne de insanlığa doğru çıkış kapısını gösterir. Heyecanlı propagandayla yuhalanma arasındaki kısa yankı koridorunda öylesine kendinden geçerek alkışlanan ağır, kaba romanlardan daha az fikir içerir...” 

Ya da 

“Her ihtimale karşın, edebiyat “okulları” uzmanlarının bu sefer “Alman İzlenimcileri etkisi” ni rastgele işe karıştırmaktan geri durmaları gerektiğini ekleyeyim: Almanca bilmiyorum ve İzlenimcileri hiç okumadım- her kimseler. Öte yandan, Fransızca biliyorum ve birileri çıkıp da benim Hermann’a “varoluşçuluğun babası” diyecek mi diye merakla bekliyorum”

Sanat için Sanat!!! Kısacası son sayfalarını okur okumaz Cinnet ve Maşenka yeniden okunması gerekenler listemde birinci sıraya yükseldiler. Her iki roman, ama özellikle Cinnet çoğu kısmını tekrar tekrar okumama rağmen yine de takip edilmesi gereken izler, yepyeni tatlar bırakarak bitti. Çok çok eğlendim hatta bir sürü betimlemesine saatlerce güldüm. Nabokov’u, kurgu ve anlatım biçimi, sivri zekası, hayalgücü, kelimeleri kullanmadaki yeteneği ve özellikle mizah anlayışı sebebiyle bir kez daha çok sevdim. 


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder