30 Ocak 2011 Pazar

Lujin Savunması, Vladimir Nabokov

Çocukluğun güvenli ve rahat sığınağından çıkıp acımasız dünyaya katılmanın zamanı geldiğinde Lujin durumdan kaçmak için elinden ne gelirse yapar. Okulda, babasının hayal ettiği gibi olmasa da, gerçekten farklı bir çocuktur. Belirgin olarak başarılı olduğu bir alan yoktur, hatta birçok derste başarısızdır. Oyunlara, çocukların şakalarına katılmaz, ne  annesine ne de babasına bir düşkünlüğü vardır. Bir parça yakınlık duyduğu tek insan teyzesidir. Sihirbazlık, yap-boz oyunları ve matematikle ilgilendikten sonra aradığı anlamı satrançta bulur. Okuldan kaçarak, teyzesinin evinde gizlice oynadığı bu oyun onun tek uğraşı haline gelir. Harika çocuk olarak şehirden şehire, turnuvadan turnuvaya koşmaya başladıktan sonra ise satranç tahtası dışında akıp giden hayatın farkında bile olmaz. En önemli rakibiyle karşılacağı turnuvayı beklerken dinlenmek üzere gittiği otelde bir kadınla tanışır -ki muhtemelen o güne kadar konuştuğu tek kadındır- ve ona kendi usulünce evlenme teklif eder. Kadın, bir sanatçı ve deha olarak gördüğü, kendisinin de bir yerlere yakıştıramadığı bu garip adamı ailesine kabul ettirmekte epeyce zorlanır çünkü hayatında satrançtan başka bir şey olmayan Lujin sohbet etmekten, gündelik hayatın gerektirdiği davranış kalıplarından, nezaket kurallarından bihaber, garip görünüşlü, garip davranan bir adamdır. Neyse,  sonunda büyük gün gelir, başlar, biter. Romanın devamında ise  Lujin’in hayatında yeni bir dönem, en büyük rakibe karşı oynanan en büyük turnuva başlar. Planlanabilir, öngörülebilir, kontrol edilebilir evreninden (gerçek yaşam =satranç) çıkmak isterken, bu kez de hamlelerini, rüya (yaşam) olarak gördüğü kontrol edilemez zamana, bilinmeyen, durdurulamayan, yönetilemeyen, “amacı gizli” güce karşı yapmak zorundadır.
 
Nabokov, romana yazdığı önsözde, ilgi alanı olan satrancı Lujin Savunması’ında kullanırken, “... bir bahçe tasvirini, bir yolculuğu, sıradan bir dizi olayı usta bir satranç oyununa benzer özelliklerle donatmaktan ve özellikle de son bölümleri zavallı adamın aklını içten içe yok eden bildik bir satranç hücumuna benzetmekten büyük bir keyif aldım.” diyor.  Ve ayrıca aynı temayı romanın genelinde de kullandığını, “... efektlerin zincir gibi birbirine bağlanışı bu çekici romanın temel yapısında” olduğunu söylüyor. Nitekim okuyucu (yani ben) bu kurguyu hayranlıkla takip edip, halkaların birbirine bağlanışını izlerken, hikâyenin, karakterlerin üstünde başka bir boyutta gezindiğini hissediyor. Zaman içindeki sıçramalar, sanki tahtanın üstündeki başka bir taşa hamle yaptırır  gibi bir karakterden diğerine geçişteki ustalık nasıl anlatılır bilmiyorum. Romanı baştan sona  nefes almadan okuduğumu söyleyebilirim sadece. Ayrıca diğer bir konu da yazarın önsözde belirttiği gibi Lujin'in diğer romanlarındaki karakterlerden daha “sıcak” olması. Nabokov alaycılığı yine elden bırakmıyor ama bu kez o kadar soğuk değil.  

Her Nabokov romanından sonra adet edindiğim üzere, Lujin Savunması'nın da, ölmeden önce okunacaklar listesinde kesinlikle ilk beşte olması gereken, Nabokov dalga geçse de farklı bakış açılarıyla birçok yönden yorumlanabilecek, tekrar tekrar okumaktan bıkılmayacak müthiş bir roman olduğunu eklemek isterim.  

“Ulaşmaya çalıştığı giz basitlikti, uyumlu basitlik, insanı en karmaşık büyüden daha fazla etkileyen...”

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder