21 Ocak 2011 Cuma

Yokyer, Neil Gaiman



Başka bir şey, yer, başka bir anlam, yaşam olmalı derken ne kastediyoruz bilmiyorum ama sanırım sık sık arayışına girdiğimiz, hayal ettiğimiz, o yer, yaşam biçimi, bu değildir. :)
 
Nabokov romanlarına saldırmışken arada çeşit olsun diye düşünerek, ismini sevdiğim için listeye eklediğim romanlardan biri olan, Neil Gaiman’ın fantastik dünyasından, Aşağıtaraftan, kısacası “Yokyer”’den bahsediyorum. İlk sayfalarda gizemli bir şeyler olacağını sezmiştim ama yazarı hakkında fikir sahibi olmadığımdan bana epeyce uzak olan fantastik edebiyatın içine düşeceğimi tabiki beklemiyordum. Ve böylece bu macera  benim içinde Richard Mayhew’ın için olduğundan pek farklı olmadı diyebilirim. 

Richard Mayhew, yatırım uzmanı olarak Londra’nın en ünlü şirketlerinden birinde işe kabul edilen saf bir gençtir. Bir süre sonra büyük şehirdeki hayata alışır ve her sabah işe yetişmek için metroya, otobüslere koşturan güruha katılır. Peşinden sanat galerilerine ve alışverişe gittiği, Jessica adında çok güzel ve hırslı bir nişanlısı vardır. Hayat bildiğimiz en normal haliyle akıp gitmektedir Richard için.  Sonra bir gece nişanlısıyla yine koşa koşa bir yerlere yetişmeye çalışırken kaldırımın kenarında ayağına takılan yaralı bir kıza yardım etmesi gerektiğini düşünür. Ve böylece Aşağıtarafa geçiş biletini kendi elleriyle keser. Yaralı kızın, yani Door’un talimatlarıyla ona yardım eden Richard, hayatının birdenbire, anlamsız şekilde değiştiğini daha doğrusu yok olduğunu fark etmeye başladığında, kendisini görmeyen, tanımayan insanların olduğu yukarı Londra’yı terk ederek, Door’u bulmak ve kendi hayatını geri almak için  yeraltına inmek zorunda kaldığında şehrin Aşağıtaraf sakinlerinin dünyasına katılır. Bu dünyada gördüklerine anlam verme arayışı kısa zamanda yerini kabullenme ve hayatta kalma savaşına bırakır. Richard, bildiği hiç bir yere benzemeyen Aşağıtaraf’ta; Lady Door, Marquise de Carabas, Avcı, Bailey, Sıçandilliler, Kadifeler vb. karakterler ile Londra’nın garip isimli metro istasyonları arasında dolaşır ve onların gerçekte mecazi isimler olmadıklarını öğrenirken bir yandan da cinayeti sanata dönüştüren Bay Croup ve Bay Vandemar’la girişilen ölümüne bir kavganın içinde bulur kendisini.

Dizi senaryosu olarak başlayıp romana dönüşen Yokyer, çizgi roman olarak da yayımlanmış. Ayrıca, Richard'la birlikte karanlık dehlizlerde, kapıları şatolara açılan tren vagonlarında, nereye çıktığı bilinmeyen merdivenlerde, Harrods’da kurulan seyyar pazarda dolaşırken, bir animasyonun içindeymişsiniz gibi de hissediyorsunuz ki bence kesinlikle çok başarılı bir animasyon da yapılabilir bu romandan. Fantastik edebiyat okurları Yokyer’i ne kadar başarılı bulur bilemem ama kendi adıma keyifli bir roman olduğunu, bu arada ana karakterlerimiz Richard ya da Door’dan çok daha başarıyla çizilen, Bay Croup ve Bay Vandemar’ın romandaki en sevdiğim tipler olduklarını, onların sahnelerinde çok eğlendiğimi de söylemem gerek. 

“Richard ölmemişti. Karanlıkta, bir yağmur kanalının yan tarafındaki çıkıntıda oturmuş, ne yapacağını, daha ne kadar kendi boyunu aşan işlere bulaşabileceğini düşünüyordu. Vardığı sonuca göre, hayatı bugüne kadar onu menkul kıymetler sektöründe çalışmaya, süpermarketten alışveriş yapmaya, hafta sonları televizyonda futbol maçı izlemeye, üşüdüğünde termostatı açmaya mükemmel bir şekilde hazırlamıştı. Ama aynı hayat onu görmezden gelinen biri olarak, Londra’nın çatıları ile kanalizasyonlarında, soğuk, ıslak ve karanlıkta yaşamaya hazırlama konusunda olağanüstü başarısız olmuştu.”

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder