21 Ekim 2013 Pazartesi

Flaubert'in Papağanı, Julian Barnes

      “Ben, gününü büyük Güzellik güneşi altında ısınarak geçiren bir edebiyat kertenkelesinden başka bir şey değilim. Hepsi bu.” Gustave Flaubert
    İşte bu haftamı özetleyen cümle! Güneşin son kırıntılarını bünyemde toplarken bir edebiyat kertenkelesi gibi iyi edebiyatın -aslında çok iyi edebiyatın- keyfini çıkardım ve Flaubert'in Papağanı'nı ikinci kez okudum. Flaubert'i pek sevdiğimi daha önce söylemiştim. Bir de onu, Julian Barnes'dan okumak -tabi ki Serdar Rifat Kırkoğlu'nun çevirisi ile- çok, çok keyifliydi.

    Flaubert'in, Saf Bir Kalp hikâyesini yazarken model olarak kullandığı papağanın orijinalini bulmaya çalışan, amatör Flaubert araştırmacısı ve emekli doktor Geoffrey Braithwaite'ın anlatısı olan roman, Flaubert, edebiyat, hayat, gerçeklik, aşk ekseninde ilerlerken doktorun ve ölen karısı Ellen'in hikâyesiyle de zaman zaman kesişiyor. Peki kimdir Flaubert?
    Flaubert, Gustave; Croisset'in münzevisi. İlk modern romancı. Gerçekçiliğin babası. Romantizmin kasabı. Balzac'ı Joyce'a bağlayan dubalı köprü. Proust'un habercisi. İnindeki ayı. Burjuvalardan korkan burjuva. Mısır'da “Bıyığın babası”. Aziz Polykarpos; Cruchard;Quarafon; le Vicaire-Generale (Piskopos naibi); Binbaşı; Yaşlı Senyör; Salonların budalası.”
    Bu romandan sonra bir kez daha anladım ki gerçek sanat tesadüfen ortaya çıkmıyor. Onları yaratanlar hakikaten çok özel insanlar ve Flaubert'de edebiyatın, hatta uygarlığın başına gelen en güzel şeylerden biri.
    İnsanlık mükemmelleştikçe, insanın değeri azalıyor. Her şey yalnızca ekonomik çıkarların karşılıklı olarak dengelenmesine indirgendiğinde, erdeme yer kalacak mı? Doğa böylesine köleleştirilip de tüm özgün biçimlerini yitirdiğinde bu durum plastik sanatları nereye götürecek? Ve bunun gibi şeyler. Bu arada işler iyice karanlıklaşacak.”
    Ben, kendi sanat idealimde, insanın kendisini göstermemesi gerektiğini ve sanatçının yapıtında, Tanrı'nın doğada göründüğünden daha fazla görünmemesi gerektiğini düşünüyorum. İnsan hiçbir şey, yapıt her şeydir!”

    Şarabı, aşkı, kadınları ve zaferi ancak bir ayyaş, bir aşık, bir koca ya da ordu saflarında bir er olmamanız koşuluyla betimleyebilirsiniz. Yaşama katılırsanız, onu açıkça göremezsiniz: Ya ondan çok ıstırap duyarsınız ya da çok zevk alırsınız.”

          Hiç yorum yok:

          Yorum Gönder