17 Mart 2010 Çarşamba

Her Şey Aydınlandı Jonathan Safran Foer


Yığınla tecrübeden sonra kitap seçimi benim için gizemli bir olaya dönüştü
öyle ki artık benim kitapları değil kitapların beni seçtiğini düşünmeye başladım. Demek ki aslında okumam gereken buymuş deyip kaderime razı, belirli bir romanı almak için girdiğim kitabevinden hiç alakası olmayan bir başkasıyla çıktığımdan, listemi azaltma konusunda bir arpa boyu yol alamıyorum.

Geçenlerde annemin istediği kitabı alıp sağıma soluma bakmadan kitabevinden başarıyla çıktığım için laneti yendiğimi düşünüp kendi kendimi kutlayarak eve döndüğümde gururla uzattığım poşet açılıp içinden çıkan kitabın yarısının Fransızca olduğu anlaşılınca farkettim ki sipariş bile olsa kendi isteği dışında bir kitabı eve getirmem imkânsız.

Utana sıkıla değiştirmek için geri götürdüm. Amacım her ne kadar yeni kitabı anneme beğendirmek de olsa artık laneti kabullenmiş, üç saat uğraşsam bile seçimin bana değil onlara yani kitaplara ait olduğunu anlamış biri olarak, kasadaki arkadaşı da yormamak için fiyatı aynı olan ve kapağını beğendiğim bir romanı çok düşünmeden alıverdim.

Uzun zamandan sonra, henüz hayatta olan bir yazarın kitabı çantamdaydı ve dayanamayıp eve dönene kadar üç bölümünü bitirdiğimden ilk okuma hakkını da kendi kendime verdim. Kediyi merak öldürürmüş, ben de romanı bitirdikten sonra bir süre kendime gelemedim. Hikâyesi, kurgusu, karakterleri ve aktarımında çevirmenin büyük katkısı olduğunu düşündüğüm dili, ayrı ayrı takdir edilesi bir roman Her Şey Aydınlandı.

Elinde eski bir fotoğrafla Ukrayna'ya gelen Amerikalı Jonathan Safran Foer ve aynı yaştaki çevirmeni Alex'in anlatımlarıyla ilerliyor roman. Fotoğraftaki kadını bulmak için Jonathan, Alex, Alex'in kendisini kör ilan eden dedesi ve onun deli köpeğinden oluşan ekibin bir zamanlar Yahudilerin yaşadığı Trahimbrod'a gitmek için yola çıkışlarını Alex'den; bu köyün 1791'de yaşanan bir kaza ile başlayan hikâyesini de Jonathan'ın yazdığı bölümlerden öğreniyoruz.

Roman için belki, hayal gücünü zorlayacak kadar masalsı ve acımasızca gerçekçi; hüzünlü ve eğlenceli diyerek ya da okurken sık sık Salinger’in Holden Caulfield’ ını ve niye bilmiyorum Tom Robbins’in Sıska Bacaklar romanını (ben çok severim) hatırladığımı söyleyerek kendi kendimin başına sardığım anlatma işinden sıyrılabilirim çünkü normalde birbiriyle çelişmesi gereken hisleri aynı anda yaşattığından mıdır yoksa okuyucuyu yani beni gerçekle kurgu arasında sürüklerken aynı gerçeğin ve aynı kurgunun kendi içlerinde yine gerçek ve kurgu arasında gidip gelmesinden midir bilmiyorum benim için anlatması oldukça zor.


Hissettiğim işte bir nevi böyle bir şey ama tam böyle de değil aslında.

Her neyse özetle okudum ve çok sevdim demekle yetinmek içinden çıkamadığım durum için en mantıklı çözüm olacak sanırım.

Bu arada Amerika’da ve dünyanın büyük kısmında 2002’de basılan ama ülkemize sekiz yıl sonra giriş yapan “Her Şey Aydınlandı” 1977 doğumlu yazarın ilk romanı olma özelliğine sahip. Filmi de yapılmış geçtiğimiz bu yıllar içinde. Benim anlatamadığımı yönetmen nasıl anlatmış diyerek hemen filmi de izledim. Aynı keyfi vermediği gibi romandaki karakterlerleri kullanan filmin bambaşka bir sonla bittiğini keşfetmek hayal kırıklığı yarattı.

Kitapları:

Her Şey Aydınlandı, Jonathan Safran Foer, Siren Yayınları
Aşırı Gürültülü ve İnanılmaz Yakın, Jonathan Safran Foer, Siren Yayınları
Future Dictionary of America,  Jonathan Safran Foer,
Unabridged Pocketbook of Lightning 70s, Jonathan Safran Foer,
Convergence of Birds, Jonathan Safran Foer,
Eating Animals, Jonathan Safran Foer

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder