27 Mart 2010 Cumartesi

“Seni Affetmemin Sebebi Kusursuz Olmayışın"

Öncelikle şunu söyleyeyim öyle her filmde ağlayan sulugöz biri değilimdir, en azından gözlerimden fışkırmaya hazırlanan suları tam vaktinde durdurma konusunda başarılı olduğuma inanırım. Ama bu kez hiç beklemediğim bir anda, ben ne olduğunu, niye olduğunu bile anlamadan şapır şapır akmaya başladılar. İzlediğim filmin adı “Mary ve Max”, Avustralya yapımı bir animasyon, yönetmeni ve senaristi Adam Elliot.

 Yıl 1976, Mary henüz sekiz yaşında. Biraz garip tipler olan anne-babasıyla Avustralya’da küçük bir kasabada yaşıyor. Çamur rengi gözleri ve alnında kaka renginde bir doğum lekesi var. En sevdiği çay Earl Grey, bir gün Earl Grey adında biriyle evlenip İskoçya’da, bir şatoda yaşamayı hayal ediyor.

Max ise kırk dört yaşında, New York’ da yaşıyor. “İsimsiz Obezler” toplantılarına katılıyor ama en sevdiği yiyecek çikolata olduğundan zayıflaması konusunda pek ümit yok gibi görünüyor.

Mary’nin telefon rehberinden seçtiği bir isme mektup yazarak Amerika’da bebeklerin nereden geldiğini sormaya karar vermesiyle başlayan mektup arkadaşlıkları çok uzun yıllar boyunca devam ediyor. Farklı kıtalarda yaşayan, aralarında epeyce yaş farkı bulunan Mary ve Max’in birçok ortak yanları olduğunu görüyoruz. Mesela, nedenleri farklı olsa da her ikiside çizgi film karakterleri olan Noblet’leri izlemeyi çok seviyor ve her ikiside çok yalnız.


Mary’nin masumca sorularla dolu mektupları Max’in hayatını biraz zorlaştırıyor, sekiz yaşındaki kızın sorduğu sorulara elinden geldiğince cevap vermeye çalışan Max, aldığı her mektuptan sonra kriz geçiriyor. Özellikle de aşkın ne olduğunu anlatması istendiğinde. Aşk gibi mantıksal açıklaması oldukça zor bir kavramla karşılaştığında, konu hakkında hiçbir tecrübesi olmayan Max uzun süre kendine gelemiyor.


Dünyayı fena halde karışık ve düzensiz bulan Max’in zihni mantıksal dizgelerle çalışıyor, insanları anlaşılmaz buluyor, yasakların neden sürekli çiğnendiğini anlayamıyor, düzenli hayatının akışını bozan olaylar karşısında panik atak geçiyor, duygularını ifade etmekte zorlanıyor, empati kuramıyor.

Kısacası, Max’de asperger sendromu var. Kendisini “rahatsız, hasarlı ve tedaviye muhtaç” görmese de “normal” insanların arasında yaşamak onun için hiç de kolay değil. Diğer tarafta ise Mary büyümenin zorluklarını aşmaya çalışırken, bilinmeyene doğru yaptığı yürüyüşte ailesinden çok Max’den destek görüyor.


 “Mary ve Max”  izlemeye değer, çok hoş, duygusal ve aynı zamanda eğlenceli, ironilerle dolu, gerçek bir dostluk ve yaşam hikâyesi.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder